ADNAN KAHVECİ
Fakir bir ailenin çocuğu olan merhum Adnan Kahveci ilkokul döneminde Teksas, Tom Miks gibi çocuk kitaplarını mahallenin çocuklarına kiralayarak para kazanır ve eve yardımcı olur. Üniversite sınavında Türkiye birincisi olarak İstanbul Üniversitesi’ ne girer.ABD’de doktorasını yaparken parasızlıktan dolayı bulaşıkçılık, aşçılık, araba tamirciliği yapar.Dört yıllık fakülteyi iki buçuk yılda tamamlar.
CEMİL MERİÇ’İN DİLİNDEN SAİD NURSİ
Said’in müridi, bir havariler ormanı.Yekpare ve kesif.Ağaçlar kaynaşmış birbirleriyle.Ve bağrından atsız bir uğultu yükseliyor..Bir fırtına rüzgarına benzeyen Nur risalelerinin zaman zaman boğuk, zaman zaman heybetli yankısı.
Said dağ başında va’z eden bir mürşit. Hor görülenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesleri çiğnenenler ona koştu akın akın.
Nass’ların yalçın duvarları arkasından geliyordu bu ses, tarihin içinden geliyordu: kabuğuna çekilmiş yüz binlerce insanı uyandırdı. Bu hayali insanlar o konuştukça gerçekleşti. Yani, Nurculardan önce kelam var.
O konuştukça, laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer. Kentle köy, çağdaş uygarlık düzeyi (!) ile Anadolu, tereddüt ile inanç… karşı karşıya geldi.
Nurculuk, bir tepkidir. Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı Medresenin, küfre karşı imanın, batıya karşı doğunun isyanı.Her risale bir çığlık, şuur altının çığlığı.Zulmün ahmakça taarruzu olmasa bu münzevi ses böyle sayhalaşır mıydı?
Tanzimat’tan beri her hisarı deviren teceddüt dalgası ilk defa olarak nur kalesi önünde geriler. Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın, devrim yobazları için bir yüz karasıdır.Düşünmezler ki kendi yüz karaları bu.Nurcuları yok farzetmek, gaflet.Nurcular adalarında kendi hayatlarına devam edebilirler ama kökünden kopmak kimseye mutluluk getirmez.Aydının görevi fildişi kulesini yıkarak bu mazlum kitleyi muhabbetle bağrına basmak, acısını anlamaya çalışmak.