21 Şubat 1955'te Fatih'te doğdu, Üsküdar'da büyüdü. Siirt'ten İstanbul'a gelen bir ailenin kızı. Beş çocuklu bir ailenin son çocuğu. Mithat Paşa Akşam Sanat Okulu'ndan ders notları iyi olmasına rağmen kendi isteğiyle ayrıldı. Romancı yazar Şule Yüksel Şenler'le tanışması, hayatının dönüm noktası oldu. Şenler'in kurduğu "İdealist Kadınlar Derneği"nde aktif olarak hayata katıldı. Bu faaliyetler sırasında tanıştığı Recep Tayyip Erdoğan ile 4 Temmuz 1978 tarihinde evlendi. Çiftin dört çocuğu oldu. Ahmet Burak, Necmettin Bilal, Esra ve Sümeyye.
HAKKINDA YAZILANLAR
Emine Erdoğan'ın hayatı kitap oldu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın hayatını konu alan "Emine Erdoğan: İktidara Taşıyan Kadın" adlı kitap, piyasaya çıktı.
Gazeteci Ayla Özcan'ın hazırladığı, Emine Erdoğan'ın hayatının yakınları ve onu tanıyanların gözünden anlatıldığı kitap, Birharf Yayınları tarafından yayımlandı.
Kitapta, bir yakınının "29 yıl önce giydiği gelinliği bile kimsesizlere verdi" sözleriyle hayırseverliğine dikkat çekilen Emine Erdoğan, ortanca ağabeyi Eyüp Gülbaran tarafından "Biz çok mutlu bir çocukluk geçirdik. Eski İstanbul'u doya doya yaşadık. Emine, hepimizin biricik kardeşiydi. Hepimiz onun üzerine titrerdik" şeklinde anlatıldı. Kitapta, Emine Erdoğan'ın "cici anne" dediği ve annesi Hayriye Gülbaran'ın da komşusu olan İfakat Haydargil ise, "manevi kızının" kendisine çok baktığını ve annesi Hayriye Gülbaran öldüğünde göğsüne yatarak, "Sen benim ikinci annemsin, üzülme" diyerek ağladığını anlattı. Kitapta, Haydargil'in şu sözlerine yer verildi: "Annesine babasına çok baktı. Hayriye Hanımla, Cemal Beyin muhabbetleri çok güzeldi. Birbirlerini çok seviyorlardı. Annesi Emine'yi hiçbir yere bırakmazdı. '4 erkekten sonra olan o benim biricik kızım' derdi. Hep ona hayırlı bir kısmet bulsun diye dua ederdi." AK Parti Bakırköy eski İlçe Başkanı Emine Nalbantoğlu ise kitapta, Emine Erdoğan'la ilk kez 1994 yılında Bakırköy'de bir ev toplantısında tanıştığını anlatarak, "Çok etkilidir. Çok fedakardır. Emine hanım, asla emrivaki yapmaz. Ödü patlar insanlara öyle davranmaktan. İsrafı hiç yoktur. Kimseyi eleştirmez. Çok lüks evlerde oturabilirdi. Herkesin yaşadığı gibi yaşamayı hep tercih etti" ifadelerini kullandı.
-"LİDER EŞİ DİYEMEM, LİDER MİZAÇLI BİR KADIN..."-
Kitapta, Eski Refah Partisi'nin İl Hanımlar Komisyonu Başkanı Sibel Eraslan ise Başbakan Erdoğan hapse girdiğinde Emine Erdoğan'ın çalışmalarını tek başına devam ettirdiğini belirterek, Çekmeköy'de bir düğün salonundaki toplantıda partilileri teselli etmesini şöyle anlattı: "Salon tıklım tıklımdı. Salon sahibi gelip 'salon yıkılacak' diye bizi uyardı. Balkon demirleri ve merdiven tırabzanları kırıldı. Tayyip Bey'in haksız yere hapse girmesi bir infiale sebep olmuştu. Emine Hanımın geldiğini duyan herkes ağlayarak yollara düşmüştü. Kendisini içeri zorla sokabilmiştik. Yazdıkları çok güçlü bir metindi. Bizzat kendi yazmıştı. 'Bugünler geçecek, bizi güzel günler bekliyor' derken sesi titriyordu. Ağlayan herkesi teskin etti. Metaneti inanılmazdı. O kadar güçlüydü ki ve o kadar inançlı sanki başı örtülü bir amazon gibiydi. Eşi hapisteyken bile çalışmaları aksatmadı asla. Onun için sadece bir lider eşi diyemem, lider ruhlu, lider mizaçlı bir kadın..." -"ÇOK DUYGUSALDIR"- AK Parti İstanbul Eski İl Sosyal İşler Başkan Yardımcısı Nilgün Diptaş da, Emine Erdoğan'ın bilinmeyen yönlerini şöyle anlattı: "Çok duygusaldır. Evde otururken bile ne yapsak, neler üretsek diye düşünür. Kafası hep meşguldür. Hastaya oturur üzülür, sevincini de mutlaka paylaşır. ...Sesi çok güzeldir. Evde olunca birlikte şarkı söylerdik. Ben şimdi ud kursuna gidiyorum. ...Çok iyi Arapça bilir. Kur'an-ı Kerim'i çok iyi okur. ...Nefsine çok hakimdir. Kafasına bir şey koyarsa onu mutlaka yapar. Kafasına taktığı bir şeyi mutlaka yapması lazım. ...Araba kullanmayı hem çok sever, hem de iyi araba kullanır. 1990'lı yıllarda tam yılını hatırlamıyorum, ehliyet almıştı. Sonra kullanıyordu da. Ama Tayyip Bey Belediye Başkanı olunca rahat kullanamaz oldu. Sonra da bıraktı. ...Sigara içmez, içeni de hemen uyarır, yanında asla içirtmez, içene çok kızar. Tayyip Bey de çok kızar..." Kitabın sonunda Emine Erdoğan'ın, fotoğraf albümü de yer alıyor. İÜ Turizm İşletmeciliği Eğitim Programı'ndan mezun olan Ayla Özcan, 1991 yılında Meydan gazetesinde başladığı meslek yaşamını, halen Vatan gazetesinde sürdürüyor.
****

1947'de Çankırı'da doğdu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra aynı fakültenin anatomi anabilim dalında uzmanlık yaptı. Ankara Hastanesi'nde Genel Cerrahi İhtisası'nı tamamladı.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak görev yaptı.. Türkiye Üniversite Öğretim Elemanları Sendikası Kurucusu ve Başkanı olan Durmuş 18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP'den milletvekili seçildi. 57. hükümette Sağlık Bakanı olan Osman Durmuş evli, 3 çocuk babası.
Şok sicili olay yarattı
Osman Durmuş'un 12 Mart'ın en önemli siyasi cinayetlerinden biri olan Dr. Asteğmen Necdet Güçlü'nün öldürülmesi olayına adına karıştığının ortaya atılması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Durmuş'un yakalanamadığı için 1974 affından faydalandığı öne sürüldü.
Bakan ise "Ben aftan yararlanmadım. Beraat ettim. O dönemlerde Ankara Tıp Fakültesi'nde öğrenciydim. Hakkımdaki suçlamalar o dönemi kapsıyor. O günün yalancı şahitleri bizi mahkemelere gitmeye zorladı. Gidin bakın benim o dönem okuldan bir gün bile devamsızlığım var mı?" diyerek kendini savundu.
Durmuş'tan inciler
Basında birbirinden iddialı demeçleriyle yer bulan Osman Durmuş, en büyük tepkiyi ise 17 Ağustos depremi sonrası gelen yardımları kabul etmemesi nedeniyle gördü, ancak daha sonra geri adım atmak zorunda kaldı. O dönemde sarfettiği şu cümleler iz bıraktı:
"Amerikalılar hastane gemisi gönderiyor. Hiç ihtiyacımız yok. Onlara verecek bir hastamız bile yok. Zaten benim doktorlarım şu anda işsiz"
"AKUT şov yapıyor. Salgın söylentisi yayıyor. AKUT hakkında suç duyurusunda bulunacağım. "
"İtalyan doktor gelmiş benden tuvalet istiyor, duş istiyor. Arkalarında deniz var. Benim insanım denize girer yıkanır. Karşıda cami var. Önünde WC yazıyor. 'Kirli' diyorlar. Sağlık Bakanı gelip tuvalet mi temizleyecek?"
Durmuş'un kan davası
İlik kanseri olan Doktor Oktar Babuna için toplanan 20 kan örneğinin Amerika'dan geri alınması için yoğun çaba sarfeden Osman Durmuş, ABD'li yetkililerle görüşerek numuneleri istedi.
Amerikalılar'ın kan örnekleri için 600 bin dolar talep ettiğini söyleyen Durmuş'un "Taksit yaparlarsa öderim, yapmazlarsa mahkemeye veririm" şeklindeki açıklamaları basına yansıdı.
Türkiye'de toplanan kan örneklerinin tahlil için yurtdışına gönderilmesine karşı çıkan Durmuş, "Yabancılar genetik şifremizi ele geçirebilir. Bu stratejik açıdan çok sakıncalı" dedi.
Grip Türk'e vız gelir
57. hükümetin en renkli simalarından biri olan ve yaptığı sürpriz açıklamalarla dikkati çeken Durmuş, bir dönem büyük salgın hastalıklara yol açan grip mikrobunun Türkler'e zarar veremeyeceğini açıklayarak da şaşkınlık yarattı.
Durmuş, "Türkiye'de aşılama yapmaya gerek yok. Çünkü benim ülkem, benim insanım doğal aşılı. Yaşama koşulları, taşı, toprağı açısından insanlar bazı mikroplara karşı bağışıklık kazanmışlar" ifadelerini kullandı..
80 ilin sağlık müdürleri ile Bolu'da yaptığı toplantıdan sonra 17 Ağustos depreminin ardından oluşturulan çadırkentleri ziyaret eden Osman Durmuş, sözleriyle olay yaratmayı yine başardı.
Bir gazetecinin "Çadırkent niye bu kadar çamurlu? " şeklindeki sorusuna Durmuş'un verdiği cevap ilginçti: "Zehirli atık olmadıktan sonra çamurun insan sağlığına hiçbir zararı yoktur."
El yakma cezası
Antalya'nın Korkuteli İlçesi'ndeki hastaneyi ziyareti sırasında kaloriferlerin fazla yandığını farkeden Durmuş, hastane müdürü İbrahim Gökçen ile Sayman Avşar'a tepki gösterdi ve iki yetkiliye devletin parasını israf ettikleri gerekçesiyle ellerini 5 dakika sıcak kaloriferin üzerinde tutma cezası verdi.
Ciddi ve sert görünüşü ile tanınan Osman Durmuş, basında yaptığı bir açıklamada kendisiyle ilgili sürpriz bir itirafta bulundu.
Bakan, "Aslında yumuşak kalpli bir insanım. Ama aynada kendime baktığım zaman ben de korkuyorum" dedi. Durmuş ayrıca halkı organ bağışına davet ederken, kendisi de tüm organlarını bağışladığını açıkladı.
Durmuş, başhekimi azarladı
Osman Durmuş 13 Temmuz 2000'de ziyaret ettiği Trabzon'da gittiği Numune Hastanesi'nde kendisini kapıda karşılamayan Başhekim Mehmet Usta'yı onlarca kişi, basın ve televizyon kameraları karşısında azarladı.
Bakan Durmuş, haber verilenden tam 25.5 saat sonra, incelemelerde bulunmak üzere Trabzon Numune Hastanesi'ne gitti. Kendisini kapıda karşılayan personelle hastaneyi gezen Durmuş, başhekimlik odasına yöneldi. Odaya giren Durmuş, bir süre önce yerine Operatör Dr. Muhammet Selim'i atadığı, ancak mahkeme kararıyla görevine dönen Usta'yı makamında otururken gördü. Bu durum karşısında öfkelenen Durmuş, "Ben hayatımda böyle şey görmedim. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine Başhekim Usta da, önceki gün kendisine tebliğ edilen iki aylık geçici doktorluk göreviyle Kocaeli'ne atandığına dair yazıyı Durmuş'a gösterdi.
Usta'nın, "Siz bu yazılara bakın, bunları anlatın" sözleri üzerine Durmuş daha da sinirlendi. Durmuş, Usta'ya "Terbiyesizlik yapma, çık dışarı" diye bağırdı. Durmuş'un bağırmasına aldırmayan Usta ise, "Bakanım, burası benim makamım, sizin yeriniz değil" diye karşılık verdi. Durmuş, bu sözler karşısında sesini daha da yükselterek, "Burası devletin yeri, senin babanın yeri değil. Terbiyesizlik yapma. Dışarı çık" diyerek başhekimi odadan kovdu.
Başhekim odayı terkettikten sonra önce koltuğuna oturan Durmuş, "Hayatım boyunca böyle bir olayla karşılaşmadım. Adam görevdeyken iyi, alınınca bakanı bile karşılama gereği duymuyor. Tıp fakültesinde böyle öğrenmedik. Bırakın devletin bakanını, bir büyüğünüz bile geldiğinde karşılamanın bir adabı vardır. Bu olayı yaşanmamış gibi saymanızı istiyorum" dedi.
Meclis dışında kaldı
Osman Durmuş'un üyesi olduğu MHP, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Meclis dışında kalınca, Durmuş da bakanlığa veda etti.